Başkanın Mesajı

Yapılmakta olan internet sitemize eklemek istediğiniz bilgileri aşağıda yazılı olan mail adresine ulaştırırsanız memnun olurum. Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.

 

Necmi TAYFUR

......Tomlacık Köyü......

Kültür ve Dayanışma Derneği

Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

İletişim

Necmi TAYFUR

Tel : 0533 727 47 15         Bağcılar/İSTANBUL
E mail : necmitayfur@email

 

 

 

 

 

 

BÜYÜK İSLAM ALİMİ BEŞİR EFENDİ

   

Beşir  Efendi  Hicri 1288, Miladi 1871 yılında dünyaya gelmiştir. 1965 yılında 94 yaşındayken vefat etmiştir.  Hayatı hem dini hem de müsbet ilimler üzerine kendisini yetiştirmekle ve sahip olduğu bilgilerle etrafındaki insanlara yol göstermekle geçmiştir.  Sahip olduğu bu değerler onu hem yaşadığı bölgede hem de bölge dışında herkesin bildiği ve saygı gösterdiği bir kişi konumuna getirmiştir.

Daha  5 yaşında iken doğduğu köyde medrese eğitimine başlamış, ancak küçük yaşından dolayı burada sıkıntı yaşayınca dedesi tarafından annesinin köyü olan Of’ un Hora köyüne götürülmüştür.  Buradaki medresede eğitim görmeye başlayan Beşir Efendi yaşı  25’e eriştiğinde ulaştığı olgunluk ve ilmindeki derinlik nedeniyle buradaki hocalarını zorlamaya başlamış :

-Seni  ancak onlar okutabilir..!

denilerek Bayburt’ a Değirmencizade İbrahim Efendi ve kütüphane reisi Hasan Efendi’ nin yanına gönderilmiştir. Burada eğitime devam eden Beşir Efendi 33 yaşında icazet yani diploma alma seviyesine  ulaşmıştır.  60 kişilik bir grup icazet alacaktır. Beşir Efendi bu grup içinde ilk sıradadır. Grup içinde zamanında Bayburt müftülüğü de yapmış çok zengin ve sevilen bir aileye mensup olan Fahrettin Efendi' nin  oğlu da vardır. Bu şahsın oğlu 2.sırada icazet alacaktır. İcazet töreni esnasında tüm grup halka şeklinde derece sırasına göre oturacaktır. Yani ilk sırada Beşir Efendi, 2.sırada Fahrettin Efendi' nin oğlu olacaktır. Durumdan sıkıntı duyan İbrahim Efendi Beşir Efendi' ye gelerek:

-Molla senden bir istirhamımız olacak. Fahrettin Efendi sayılan, sevilen bir kişidir. Onun oğlunu ilk sırada oturtalım; sen 2.sırada otur!

Beşir Efendi sorar:

-Peki benim icazetimde 1.sırada medrese eğitimini bitirdiğim yazacak mı?

 Cevap çok nettir:

-Bu senin en doğal hakkındır;  bunu kim inkar edebilir?

Bu cevabı alan Beşir Efendi mütevazi davranıp halkanın en arkasına gidip oturur . Bu davranışından dolayı hocasının çok duasını alır. Oğlu Halil İbrahim babasının birincilikle aldığı diplomasını görmüştür.  Ancak bu diploma Bayburt' ta kaybolmuştur O dönemde medrese eğitimini ilk sırada bitirenler askere alınmamaktadır. Aynı dönemde askerlik 12 yıl gibi çok uzun bir süre yapılmaktadır. Askere gitmeyen Beşir Efendi Bayburt' ta kalmaya devam eder.  Bu dönemde başından ilginç bir olay  geçer ve bu olay onun zihninde derin izler bırakır:

Kahvede oturduğu bir gün içeriye kıyafeti perişan bir asker gelir. Bu kişiyle pek ilgilenen olmaz. Bu askere acıyan Beşir Efendi onun yanına oturur ve ona çay söyler. Sonraki amacı da onu alıp lokantaya götürmektir. Çaylar içilirken içeriye iki askerin koluna girdiği hasta bir asker gelir. Askerler Beşir Efendinin yanında oturduğu askere:

- Efendim yüzbaşımızın selamı var. Bu hasta askere bir himmet göstermenizi rica etti..!

derler. Bunun üzerine yanındaki asker okuduğu duayla beraber hasta olan diğer askere ellerini sürer. Hasta olan asker kısa bir süre sonra ALLAH'a şükrederek iyileştiğini söyler. Bu olayı gören kahvedeki diğer kişiler de birbiri ardına bu kişiye gelerek dertlerini söylerler  ve benzer şekilde onlar da dertlerine derman bulurlar.  Bu askerin maneviyatını anlayan Beşir Efendi lokantaya gitme düşüncesini tekrar dile getirdiğinde asker:

-Gel efendi seninle bir yere gidelim..

der.  Beraberce Bayburt Kale' sine çıkarlar. Asker yönlerini Rusya' ya çevirip; elini yukarıdan aşağıya doğru salladıktan sonra:

-Şimdi bak ne görüyorsun?

diye sorar. Beşir Efendi baktıkları yönde savaş halindeki Türk ve Rus askerlerini görür. Ancak Türk Ordu' su yenilmektedir (Bu savaşın ardından Bayburt Rus işgaline uğrar). Bu kişi tekrar Beşir Efendi' ye döner ve:

-Senin karın hasta değil mi?

diye sorar.  Şaşıran Beşir Efendi' nin şaşkınlığı geçmeden bu kişi eline bir elma verir:

-Bu elmayı güzelce bir soy;  kabuğunu, çekirdeğini sen ye.  Diğer kısımlarını karına yedir;  hemen iyileşir.der. Ardından içinde yazılı birşeylerin olduğu küçük bir kağıdı Beşir Efendi' nin eline tutuşturur ve sıkıca tembihler:

-Bu kağıdı sakın köye varmadan önce açma..!!!

Tekrar kahveye döndüklerinde bu kişi Kop Dağı' nda Ruslara karşı savaşmak üzere oradan ayrılır. Bir zaman sonra kağıtta yazanları merak eden Beşir Efendi -köye varmadığı halde-  kağıdı açmaya karar verir. Yazılanları okuduktan sonra birden bire kendisini  ateş basar ve  bu sıkıntının etkisiyle Tomlacık Köyü’ ne yürüyerek gitmeye karar verir. Bunun üzerine yanındakiler:

            -Sen ne yapıyorsun,  yürüyerek yarı geceye gidemezsin köye, akşam oldu;  sığırlar şu an köye gelmektedir.  Gitme..!

Beşir Efendi onları dinlemeden yola düşer. Kendinden geçmiş bir şekilde köye vardığında daha akşam yeni olmakta ve sığırlar köye daha  yeni gelmektedir????  Bu kadar yolu (23 km) nasıl bu kadar kısa sürede geldiğini kendisi dahi anlayamamıştır. Ruslarla savaş devam ederken Beşir Efendi' nin yaşadığı bu olayı cephede köylülerinden öğrenen bu asker:

-Eyvah kağıdı erken açmış;  yazanlar ona ağır gelmiş, kaldıramamış..!

 

Diğer bir olay da Bayburt' un Hinzeverek Köyü' nde bulunan bir yazılı kağıtla ilgilidir. Kağıdı bulan konak sahibi yazılanlara anlam veremez ve okunsun diye Bayburt' un din adamlarına gönderir. Uzun süre elden ele dolaşan kağıt Of' a Sürmene' ye bile gider. En sonunda son umut olarak Bayburt Kütüphane reisi Hasan Efendi' ye ulaştırılır. O da bunu okusa okusa Beşir Efendi okur diyerek bir gün yanında Zekeriya Efendi' yle beraber Tomlacık Köyü' ne gelir. Beşir Efendi, Zekeriya Efendi ve Hasan Efendi bir odaya kapanırlar. Beşir Efendi yazanları okur;  diğerleri yazılanların etkisinde kalarak ağlamaya başlar. Kağıdın son kısmında devam eden Türk-Rus savaşının sona ermesi için şu an odada bulunan üç kişinin savaşa gelip katılmaları istenmektedir. Hemen ertesi gün bu üç kişi Bayburt' a gider. Cuma günü olması nedeniyle cemaat Cuma namazındadır. Beşir Efendi vaaz etmek için cami imamından izin alır. Vaaza başladıktan bir zaman sonra gözündeki perde kalkar ve cemaate dönerek:

-Ey ahali..! Yerin yedi kat altından, göğün yedi  kat üstüne kadar ne varsa, hepsi şu an bana ayandır. Ne diliyorsanız sorun..!

 Cemaat şaşkınlık içinde ne olduğunu anlamaz. Beşir Efendi yaşadığı bu olağanüstü olay sonucunda şuurunu bir süre kaybeder.

 Rus işgali esnasında gördüğü rüyanın etkisiyle diğer kişilerin aksine muhacir olup köyünü terketmez. İşgal yıllarında Ruslarla beraber yaşamaya devam eder.  Bu zaman diliminde Rus askerleri kendisine hürmet eder ve  en ufak bir taşkınlıkta bulunmazlar.

Rus işgalini fırsat bilen Ermeniler Bayburt' a kadar gelmiş ve özellikle Lori Deresi' nde katliama başlamışlardır. Beşir Efendi kendisine destek verilmesi halinde Ermenileri durduracağını söyler.  Bunun üzerine kurulan bir çete onun emrine verilir. Adamlarıyla Ermenilere  göz açtırmayan Beşir Efendi Ermenilerin bu bölgedeki katliamlarına son verir. Bu kahramanlıklarından dolayı Beşir Efendi  Köse' ye ulaşan Türk Ordusu' nun başındaki Kazım Karabekir Paşa tarafından  kabul edilir ve onun  takdirine mazhar olur.

....

Hart Köyü' nde büyük bir tekke olup başında da Beşir Efendi' nin Şeyhi bulunmaktadır. Bu şeyh ile bölgede görevli askeri gücün başındaki Yüzbaşı arasında -cami halılarının askerler tarafından alınıp üzerlerinde içki içilmesinden dolayı- bir gerginlik yaşanır. Daha sonra artan gerginlik Yüzbaşı' nın tekkeyi kurşunlatmasına kadar gider. Bu olay üzerine Sürmene' den gelen 400 atlı akşam saatlerinde Hart Köyü' nü basar ve Yüzbaşıyı öldürür. Böylece tarihte “Hart Harbi” diye bilinen talihsiz olay yaşanır. Böyle bir olayın olacağını tahmin eden şeyhi kendisini Hart’a  gelmemesi yönünde uyarır.  Bir vesileyle şeyhinin yanına geldiğinde adı olaylara karışır ve idamı istenen kişilerden olur.

Şeyhi  olaylara son vermek için köyden ayrılır ve harbin devam edip kardeş kanının akmaması için kesin talimat verir. Şeyh daha sonra askerler tarafından öldürülür. Hart' tan ayrılan Beşir Efendi köyüne dönemediği için Sürmene' ye yönelir ve çok zor şartlarda buraya ulaşır. Bir süre burada kaldıktan sonra Trabzon' nun Mesariye Köyü' ne gider ve adını da “Bekir Efendi” olarak değiştirir. Bir gün onu gören Haşgalı ismindeki köyün yaşlılarından birisi elini tutup çevirdikten sonra:

-Hoca efendi bu eller çok iyi tohum eker..!

Der. Beşir Efendi burada bulunduğu süre içinde kendisini saklamaya çalışır ama köyün ileri gelenlerinden Ali Efendi onun geldiği günden itibaren kim olduğunu, asıl adının Bekir değil, Beşir olduğunu çok iyi  bilmektedir. Bu gerçeği bildiğini ve hiçbir gücün kendisini gelip bu köyden alamayacağını, rahat olmasını ister. Daha sonra Cumhuriyet' in ilanıyla genel af ilan edilir ve Beşir Efendi de bu aftan yararlanır.

Bayburt' a dönen Beşir Efendi Haşgalı’ nın dediği gibi çiftçilik yapmaya başlar. Bu dönem içinde kendisine Bayburt Müftülüğü yapması yönünde talepler gelse de bunu kabul etmez. Özellikle Bayburt Ulu Cami' nin imamı kendisinin kadrolu personel olmasını, hem Şingah Mahallesi' nin camisinde imamlık yapıp hem de kendilerini okutmalarını istemektedir.  Israrlara dayanamayan Beşir Efendi kadrolu imam olarak çalışmaya başlar.

.....

Cumhuriyet' in ilanından sonra Şeriat Hukuku' ndan Cumhuriyet' in esas aldığı hukuk sistemine geçiş olmuştur. Ancak bu geçiş  döneminde devam eden davalar yine Şeriat hukukuna göre değerlendirilmektedir.  Bu davalardan bir tanesi de  30 yılı aşkın bir süredir devam eden bir davadır. Davayı nihayete erdirmek için 1500 verase (paydaş) arasında malların doğru paylaştırılması gerekmektedir.  Davanın hakimi bu zor durum karşısında işin içinden çıkamayınca doğru adresi aramış ve Şingah Mahallesi' nde imamlık yapan Beşir Efendi' yi bulması uzun sürmemiştir. Beşir Efendi aldığı eğitimlerle hem dini hem de müsbet ilimlerde  bilgi sahibidir. Bu ilimlerden biri Feraiz yani Matematik' tir.  Hakimin ve o dönemdeki bilir kişilerin içinden çıkamadığı bu problemi  sabaha kadar çalışarak çözer ve 1500 veraseye haklarını tek tek teslim eden çözümü davanın hakimine verir. Böylece 30 yıldır çözülemeyen dava neticelenmiş olur.

Beşir Efendi aldığı bir kararla Ankara' ya imamlık yapmak üzere gider. Buna istinaden kendisi Ankara Müftülüğü' nde bizzat müftü tarafından imtihana tabi tutulur.  Müftü Beşir Efendiye sorar:

-Hoca Efendi İslam' ın şartı kaçtır?

* Üçtür.

-Hoca efendi şaşırdın mı, aklınımı yitirdin?

* Peki ya kaçtır?

-Beştir hoca efendi.

* Kelime-i Şehadet, Namaz ve Oruç. Fakir için İslamın şartı üçtür. Hac ve zekat zengin içindir.  Zengin içinse İslam' ın şartı beştir.

Bu cevap üzerine Beşir Efendi' nin eline sarılan müftü onu 250 hanelik Muhlisova Köyü' ne gönderir. Beşir Efendi burada imamlık yapmaya başlar ve bir süre sonra bilgisiyle yöre insanı tarafından "Büyük Hoca" diye anılmaya başlar. Kendisine sadece yöre halkı değil, bu bölgede görev yapan diğer  imamlar da çok  saygı gösterip değer vermeye başlar. Öyle ki hep beraber okunan Mevlit' lerde bile kendilerine verilen paraları almayıp; ona verirler.

.....

Bir süre  sonra köyüne geri döner.  Yaşadığı dönemde kalp gözü açık olduğu için pek çok şey ona ayan olmuştur. Ömrü bunun örnekleriyle doludur.  Öyle ki oğlu Halil İbrahim hiç haber vermediği halde askerden izne geldiğinde kapıyı vurduğunda Beşir Efendi onun geldiğini diğerlerine haber vermiştir. Benzer şekilde Trabzon' da vefat eden Ukaşe Dayı' nın öldüğünü:

-Eyvah Ukaşe gitti..!,

diyerek orada olmadığı halde bildirmiştir. Onu tanıyanlar gece vakti pek uyumadığını ve gecenin büyük bölümünde ALLAH'a ibadet ettiğini bilirler. Gece namaza kalkıp, uzun gece ibadetlerinin ardından doğrudan sabah namazı için camiye gittiği bilinir. Komşularından İzzet Ağa' nın tabiriyle lambasının yanmadığı bir tek gece olmamıştır.

.......

Çok merhametli bir kişi olduğu için etrafındaki insanlara yardım etmekten de geri kalmamıştır. Öyle ki kardeşlerinin çocuklarını bile o büyütmüştür.  Derin dini ve ilmi bilgisi, saygın karakteri nedeniyle sadece yaşadığı köyde değil Bayburt' un tüm köylerinde ve hatta civar illerde saygı görmüştür. İnsanlar saygılarını sadece ona değil onunla aynı köylü olanlara bile göstermişlerdir. Tomlacık Köyü' nden pek çok kişinin müşkül durumu onun adının verilmesiyle çözüme kavuşmuştur. İnsanlar herhangi bir konuda özellikle de dini konularda  bir sıkıntıya düşüp, bilen birisine ihtiyaç duyduğunda ilk adresleri Beşir Efendi olmuştur. Sadece Bayburt' tan değil Gümüşhane' den,  Köse' den insanlar sorularına cevap bulmak için yanına gelmiş ve ondan fetva almışlardır. Hatta bir defasında Beşir Efendi' den oldukça karışık bir dini konuda fetva alan bir grup aynı zamanda Bayburt Müftüsü Fahrettin Efendi' den fetva isteyince müftü daha önce kimseden fetva alınıp alınmadığını sormuş ve Beşir Efendi' nin adını duyunca öfkelenip:

-Beşir Efendi' nin fetvasının üstüne başka fetva olur mu? diyerek gelen grubu azarlamıştır.

.....

Öldüğünde sandıklar dolusu kitap bırakmış;  ancak yaşadığı dönemden kaynaklanan nedenler dolayısıyla kendisi sahip olduğu bu eşsiz, derin bilgi birikimini kitap haline getirip sonraki kuşaklara aktaramamıştır.

Mekanı  CENNET,  yoldaşı ve komşusu  Hz.MUHAMMED (S.A.S)  olsun..!

Anlatan:  Halil İbrahim TAYFUR (Beşir Efendi’ nin oğlu), Tahir TAYFUR (Torunu), Erhan TAYFUR (Torunu).

                                    Beşir TAYFUR

                                                                                                     24 Mayıs 2008-İstanbul